FROM THE BLOG

Türkçe ve Yapay Zekâ

 

 

Yapay zekâ ile dünya değişiyor. Yeni arayüz ana dilimiz olacak; konuşabilen herkes teknoloji kullanabilir hale gelecek. Türkçeye odaklanmamız şart…

Yiğit Kulabaş, PhD*

yigit@redesignbiz.com 

Yapay zekâ dünyayla, makinelerle, teknolojiyle ilişkimizi yeniden tanımlamaya hazırlanıyor. 2017’nin bu konuda çok önemli bir sene olacağına ve konunun tahmin edilenin aksine sadece robotlardan ibaret olmadığına geçen ay değinmiştik. Nihayet yapay zekâ gündelik hayatımıza güçlü bir şekilde girmeye hazır… Bunun ana sebebi teknolojinin dil konusunda kaydettiği ilerleme… Yapay zekâ dinliyor, okuyor, yazıyor, anlıyor, çeviriyor, konuşuyor, komut alıyor, harekete geçiyor.

Fabrika Ayarlarımıza Dönüyoruz

Teknoloji dünyasına meramımızı anlatabilmek için yapay diller, menüler, sistemler, cihazlar, arayüzler geliştirmek zorundaydık. Bilgisayarlar insan dilinden anlamıyordu ne de olsa. Böyle olunca uzun yıllar boyunca tüm dünyada teknoloji kullanımı sınırlı kaldı. Derken insan odaklı düşünmeye başladık. Bu sayede yapaylıklardan arınmaya başladık. Misal, akıllı telefonlarla, tabletlerle “dokunmayı” yeniden keşfettik; “fare” gibi yapay bir cihaza ihtiyaç kalmadı. Vesileyle 2 yaşındaki çocuktan, 90 yaşındaki dedeye kadar milyonlarca kişi teknoloji kullanabilir hale geldi. Yapay zekâ sayesinde sıra diğer yapaylıklardan kurtulmaya geliyor. Fabrika ayarlarımıza dönüyoruz. Artık teknolojinin dilinden anlamak zorunda değiliz, çünkü teknoloji bizim dilimizi anlamaya başlıyor. Dil ve teknolojinin ilişkisi her zaman çok içli dışlıydı. Son yıllarda pek çok önemli gelişme yaşandı. Özellikle doğal dil işleme alanındaki gelişmeler göz kamaştırıyor. Teknik terimin ismi “conversational interfaces”… Türkçeye “sohbete dayalı arayüzler” diye çevirmek mümkün. Daha anlaşılabilir olması için şöyle ifade edelim: artık çevremizdeki her türlü cihazla, hatta nesneyle konuşarak ya da yazışarak temasa geçeceğiz. Ve bu cihazları sadece bilim insanları, mühendisler, profesyoneller değil konuşmayı, yazmayı bilen herkes kullanabilecek.

Türkçe Önemli

Türkiye’nin bu gelişmelerden geride kalmaması için hepimize önemli görevler düşüyor. Bahsi geçen bütün bu çalışmalar tahmin edileceği üzere öncelikli olarak İngilizce üzerine yapılıp, daha sonra diğer dillere aktarılıyor. Halbuki dilimizin kuralları İngilizceden çok farklı. Bir taraftan gelişen teknolojilerden yararlanmak, diğer yandan da mükemmel, pürüzsüz, doğal bir kullanım için kendi dilimize sahip çıkmak zorundayız. Hemfikir olduğumuz bir diğer konu ise Türkçenin teknoloji dünyasıyla daha içli dışlı olması gereği. Türkçenin etkili bir şekilde işlenmesini sağlamamız gerekiyor. Gelin dil ve teknoloji ilişkisini inceleyelim. Ne de olsa Ayşe Teyze “Işıklar yansın” dediğinde, ya da Ziya Amca klimayla “çok sıcak oldu burası” diye yazıştığında geçilmesi gereken pek çok adım var. Cihazın öncelikle bizi duyması, dinlemesi, anlaması gerekiyor. Hemen akabinde sıra konuşmaya ve anlaşmaya geliyor.

1) #Duymak: Yapay zekâ için en zor konulardan biri sesi ayrıştırmak. Özellikle de test ortamından gerçek hayata çıkıldığı anda teknoloji “duyamamaya” başlıyor. Zenginleştirilmiş ses teknolojileri sesi katmanlara ayırıyor. Öncelikli amaç arkadaki gürültüyü ortadan kaldırmak. Aynı anda konuşan farklı insanların konuşmalarını ayrı ayrı tekil sesler haline indirgiyor, ses kalitesini artırıyor. Duyma konusunda bir alt yetenek de “sesi tanımak”. Kuş sesi ile otomobil sesini ayırt etmekten bahsetmiyoruz sadece, Ayşe’nin sesiyle Zeynep’in sesi de birbirinden farklı. Tanıdığımız bir kişinin sesini duyduğumuzda görmeden de kimle konuştuğumuzu anlayabiliyoruz. Bizim için sıradan olan böylesine bir yeteneği makineye tanımlamak oldukça zor. Ses biyometri bu noktada devreye giriyor. 

2) #Dinlemek: Duyma aşamasından dinleme aşamasına geçebilmek için öncelikli olarak sesi dönüştürmek gerekiyor. Bu esnada kullanılan pek çok özel teknik var. Bugün çoğu cihaz bir ses komutuyla aktif hale geliyor, ancak hayallerdeki yöntem kesintisiz dinleyen, gerektiği zaman devreye giren sistemler.

3) #Anlamak: Yapay zekâ için en zor konulardan biri anlamlandırma. Çoğu zaman kelimeleri bilmek yeterli olmuyor. Anlamı oluşturabilmek için büyük resme bakmak, önceki cümlelerle ilişkilendirmek, zincir kurabilmek gerekiyor. Zira aynı cümle farklı vurgularla, yüz ifadesiyle, vücut diliyle bambaşka anlamlar ifade edebiliyor. Doğal dili işlemek, anlamak zaten yeterince karmaşık iken üzerine Türkçenin elastikliğini eklediğimizde işler iyice zorlaşıyor. Yapay zekânın doğal dili kavrayabilmesi için atılan adımlar arasında yer alan ses-duygu analizi ve anlam analizi bugün yaygın olarak kullanılıyor. Ses duygu analizi sayesinde söylemin olumlu, olumsuz ya da nötr olduğu ortaya çıkıyor.

4) #Konuşmak: Duydunuz, dinlediniz, anladınız sıra geldi konuşmaya… Ne kadar kolay geliyor değil mi kulağa… Halbuki karşımızda dev bir evren söz konusu. Cümle kurabilmekten doğaçlama yeteneğine, insan sesine benzerlikten sese duygu katabilmeye, aksandan vurguya, anlamdan ifadeye, fısıldamaktan bağırmaya kadar pek çok başlıktan bahsediyoruz. Her geçen gün etrafımızda konuşabileceğimiz cihaz sayısı artıyor. Akıllı telefonlar, uygulamalar, otomobiller, navigasyon cihazları akla ilk gelenler. Esas yayılmanın ev asistanları ile gerçekleşmesi bekleniyor. Amazon Echo şimdiden İngilizce konuşulan ülkelerde pek çok eve girmiş bulunuyor. İlk Türkçe konuşan ev asistanı ise Arçelik tarafından piyasaya sunuldu.

5) #Anlaşmak: Duyduk, dinledik, anladık, konuştuk… Sıra geldi son adıma; anlaşmaya… Anlaşma kavramının içinde yok yok: diyalog, ortak paydayı bulmak, aynı dili konuşmak, hemfikir kalmak… Harekete geçebilmek için öncesinde anlaşmak şart. Aynı dili konuşamadığımız sürece anlaşmanın tek yolu çeviri yöntemi. Yapay zekânın kullanıldığı önemli alanlardan biri de çeviri. Yakın geçmişte Google Translate uygulamasının altyapısını iddialı bir dönüşümden geçti. Sistem, öncelikli olarak belirlediği sekiz dil için yapay zekâ ve öğrenen sistemlerden yararlanmaya başladı. Türkçe de bu diller arasında. Çeviri kalitesinde hissedilir bir gelişim söz konusu.

 

 

*Yiğit Kulabaş iş adamı, akademisyen ve yazardır. Re/Design Business’in CEO’su ve kurucu ortağıdır. Bu yazısı Capital Dergi’sinin Şubat 2017 sayısında çıkmıştır.

Leave a comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *